Boğaz'ın Kendinden Büyük Şirin Bebeği - 2 - Şükrü Öksüz Yavuz Sultan Selim'in, Bebek Parkı'nın bulunduğu yerde bir kasır ve bir camii yaptırdığı kaynaklarda belirtiliyorsa da; Petrus Gyllius 1550'lerde sadece Sultan'a ait bahçelerden ve denize dik sıralar halinde uzanan koydaki mendireklerden söz ediyor. Evliya Çelebi: '...Bir miktar ileride Bebek Bahçesi vardır ki, padişahlara mahsustur. Selim Han-ı Evvel'in bir kasrı var idiyse de bahçesi o kadar mamur değildir. Amma azim servileri vardır.' diyor. Ancak Evliya Çelebi'nin söylediklerini başka kaynaklar doğrulamıyor...
Evliya Çelebi 17. yüzyıl ortalarındaki Bebek yöresini anlatırken; Bebek Koyu'nun fırtınalı havalarda gemilerin barınmasına elverişli olduğunu söyler. 1623-1640 arasındaki dönemde padişah IV. Murat, Yeni Çeri Ağası Hasan Halife'ye Bebek'te bağlık-bahçelik yeni araziler vermiş. Hasan Halife'nin bahçesi o kadar ünlenmiş ki, Bebek bir süre Hasan Halife'nin adıyla bile anılmış...
Biz yine Evliya Çelebi'ye kulak verelim: '... Buradan (Bebek Bahçesi'nden) ubur olduktan sonra (geçildikten) Deli Hüseyin Paşa'nın bağına varılır. Bu bağ safi sanavber drahtları (çam ağaçları ile) müzeyyendir (süslüdür). 'Kim bu Deli Hüseyin Paşa?' derseniz; kısa ama olağanüstü bir öykü dinlersiniz: Deli Hüseyin Beyazıt'taki eski sarayda odun kırıcısı ya da kesici (yani baltacı) imiş. Rivayete göre IV. Murat döneminde İran'dan elçiler gelmiş. Padişah'a çeşitli armağanlarla birlikte bir de yay getirmişler. İran elçisi yayı Padişaha verirken demiş ki; 'Osmanlı sarayında bu yayı boşaltıp kuracak yiğit pehlivan var mıdır?' Bütün yiğitler yayı kurup boşaltmayı denemişler becerememişler. Yayı Kızlarağası'nın odasına koymuşlar. Mevsimlerden kış. Kızlar üşüyor. Isınmak için odun lazım. Güçlü kuvvetli baltacı Deli Hüseyin içeri odun taşırken bir köşede öylesine duran İran Elçisi'nin getirdiği kurulup boşaltılması imkânsız yayı görmüş. Kurulu yayı alıp boşaltmış ve yerine bırakmış.
Deli Hüseyin'in yayı boşalttığı haberi Hünkâra ulaşmakta gecikmemiş. Padişah haberi duyar duymaz Deli Hüseyin'i huzuruna çağırtıp yayı kurmasını ve boşaltmasını buyurmuş. Deli Hüseyin korkarak yayı yeniden kurmuş boşaltmış. Sonrada yayı parça parça edip henüz ülkesine dönmemiş olan İran Elçisi'nin önüne atmış. Bu olaydan sonra Padişah IV. Murat, Deli Hüseyin'e yürü ya kulum demiş. Önce vali, sonra Beylerbeyi, sonra da Kaptan-ı Derya olmuş. Girit'e sefere gönderilmiş. Venedik Donanması'na ağır kayıplar verdirmiş. Dilden dile kahramanlıkları anlatılır olmuş. IV. Murat genç yaşta terk-i dünya edince yerine 'deli' diye bilinen İbrahim geçmiş. Hani şu havuzdaki balıklara para atan deli İbrahim... Padişah bir gün seferden yeni dönen Deli Hüseyin Paşa'ya 'Kürk vergisini topladın mı?' diye sormuş. Deli Hüseyin Paşa'nın, Padişah Deli İbrahim'e yanıtı kelle kopartacak türden: 'Ben asker adamım. Toptan, tüfekten, baruttan anlarım. Kürkten haberim yoktur!'demiş...
Deli Hüseyin Paşa'yı dönemin sadrazamı Köprülü Mehmet Paşa kıskanırmış. Köprülü tarafından iftiraya uğratılıp idam edilmiş. Kaynaklara göre geriye sadece: 16 gün yaşadığı yalısı, Yedikule'deki mezarı, Oğlu Sarı Mustafa (Paşa) ve kızı Fatma hanım kalmış... Deli Hüseyin Paşa'nın öldürülmesinden sonra bir süre balıkçı köyü Bebek Kanlı İbrahim adlı bir haydudun zorbalıkları yüzünden zor yıllar yaşar. Kanlı İbrahim bir köşkte otururmuş. Acaba bu köşk varlığı tartışmalı terk edilmiş Selim Han Kasrı mı? Yoksa Kanlı İbrahim bölgedeki Bostancı ile ortak mıydı? Gücünü ondan mı alıyordu? Bilinmez...
Evliya Çelebi ve başka tarihçiler bir Durmuş Dede'den söz ederler. Durmuş Dede, Akkirman Kalesi'nden gelerek, eskiden Kayalar Köyü olarak anılan yere yerleşmiş. Karadeniz'e geçen gemilerdeki gemiciler, Durmuş Dede'yi ziyaret eder, ona armağanlar ve paralar verirlermiş. Çünkü Durmuş Dede keramet ve kehanetleriyle o kadar tanınmış ki, onun tekkesini ziyaret etmek gemiciler için işlerinin iyi gitmesi anlamına geliyormuş. Evliya Çelebi diyor ki: 'Gide gide keşif ve keramet sahibi olup, bazı gemi suvar olanlara -bu sefer ıssı olup doyum getirsin- diye nice sözler söyler ve iş de dediği gibi çıkarmış. Yirmi yıl kadar Şeyhlik edip Ahmet Han asrında irtihal-i dar-ü beka etmiştir.'
Durmuş Dede Tekkesi Rumelihisarı'nın güney ucunda, Kayalar Mezarlığı'nın yanında yer almaktaydı. Şimdi yerinde yeller esen Tekke'nin duvarında Durmuş Dede ile ilgili şu beyit yazılıymış: 'Hak-i pay-i evliyaya yüzünü sürmüş dede / Bu hisarın kutbu olmuş Hazret-i Durmuş Dede'... Durmuş Dede Tekkesi'nin hemen yanı başında Nişancı Sıdkı Ahmet Efendi tarafından bir mescit yaptırılmış. Ahmet Efendi 1663'te öldüğüne göre mescit bu tarihten önce yapılmış olmalı. Biz yine işin aslını Evliya Çelebi'den öğrenelim: 'Önkayalar denilen mahallede 40-50 hane ve Sıtkı Efendi Camii vardır. Bu camii fevkanidir (yüksekte kurulmuş) ve altından ab-ı zülal (temiz su) cereyan eder.'
Evliya Çelebi'yi diğer tarihçiler de doğruluyor. Gerçekten de mescidin arasındaki kayalardan akan su (ayazma) 1763'lerde, sahilde 'Tavukçu Reis' olarak bilinen Reisülküttap Mustafa Efendi'nin çeşmesinin musluklarından akarak, yüreği yananları serinletmekteymiş. Kayalar Mescidi olarak anılmaya başlanan bu eski yapı, 1877 yılında Kadiri tarikatına bağlı Şeyh Ahmet tarafından yeniden bir mescit-tekke olarak inşa ettirilmiş. 1925 yılında tekkelerin kapatılmasıyla mescit terk edilmiş, 60 yılı aşkın boş kaldıktan sonra, yardımlarla onarılarak 1987'de cami olarak açılmış.
Bebek, tanınan, ilgi gören, yerleşimde tercih edilen bir semt olmasını Padişah III. Ahmet'e borçlu. Onun döneminde, Bebek Bahçesi içinde Hümayunabad Kasrı (1725)camii, mektep, çeşme, hamam, değirmen ve dükkanlar yaptırıldı. 1720'li yılların sonunda Bebek Köyü'nde bir Basmacılar Kârhanesi (dokuma tezgâhları)olduğunu, 1726'da Bursa'da sürgünde ölen Şeyhülislam Yahya Efendi'nin Kayalar Mevkiinde oturduğunu, şeyhülislamların zaman içinde Bebek'te oturmalarının gelenek haline dönüştüğünü tarihçilerden öğreniyoruz.
Bebek 1720'lerde hızla gelişmeye değişmeye başladı. Ama Osmanlı geriliyor. Yenilgiler var. Karlofça ve Pasarofça anlaşmaları ağır koşullar taşıyor. III. Ahmet ve Veziri Damat İbrahim Paşa, savaş ve yeni ülkeler ele geçirmeyi istemiyorlar. İbrahim Paşa Bebekle ve Bebek'teki sarayla ilgileniyor. Galiba 'kalanı yeter, ülkeyi imar etmek, daha iyi bir dünya kurmak gerek' diye düşünüyor. Bebek Bahçesi içindeki eski kasırda oturan Galata Voyvodası (vergileri toplayan kişi) kovuluyor.
Cahit Kayra'nın 'Mekânlar ve Zamanlar-Bebek' adlı çok değerli çalışmasında belirttiği gibi: '...Mimar Salih Ağa'yı görevlendiriyor. Sonra kendini rokokoların, ampirlerin süslemelerine kaptıracak Osmanlı mimarisinin gerçek ve güzel örneklerinden birini, zarif 'Hümayunabad Sarayı'nı yaptırıyor. Bu saray ahşaptır. Yanına yapılan cami de ahşap. Bu camiye 'Valide Paşa Camii' adı veriliyor...'
Devam edecek...
Kaynak : www.teksatir.com.tr