Aktif Üyeler  
 Toplam : 11156 Üye  
 Şu An 26 Kişi Çevirimiçi
   Ne Nasıl Yapılır?
 Haberler  Fotoğraf
   Kariyer
 
Köşe Yazısı
Reklâm: Çağın Yeni Belgesel Formatı -  Ethem Özgüven

'Kötü bir bellek, bizi şimdiki zamana bağlayarak aldatıcı görüntüler verir ve sanki bize perspektif duygusu kazandıracakmış gibi en yakınımızda bulunan şeyleri bizden uzaklaştırır.'
       (Mark Augen ' Unutma Biçimleri' / Om Yayınevi)

'Belgesel' devrini doldurmuş bir kelime gibi geliyor kulağa. Buna ek olarak sürekli olarak çok farklı şekillerde yanlış anlaşılmış ve yanlış kullanılan bir kelime, kavram. Örneğin bugün 'Belgesel Kanalları' adı altındaki Discovery ve National Geographic gibi kanallarda gösterilen şeyler belgesele en uzak yapımlar...

Belgeseller; araştırmacılar tarafından hayli farklı şekillerde sınıflandırılıyorlar: Haber, gezi, etnografi, arkeoloji, tarih belgeselleri gibi. Raf tasnifini kolaylaştırmak gibi pratik faydalar bir yana bırakılırsa, felsefi olarak bu ayırımlar ve sınıflamalar çok anlamlı değil... Ben bütün bu belgeselleri 'propaganda' belgeselleri olarak tanımlıyorum ve belki bu nedenle de 'belgesel gerçekliği ve belgesel objektifliği' konularını da hemen hiç tartışmaya gerek görmüyorum...

Reklâmların amacının mal ya da hizmetin satışını arttırmak olduğunu düşünüyoruz. Genel olarak da bu doğrudur herhalde, bunda çok fazla tartışılacak bir şey yok. Ancak günümüzde bir ikinci amaçlarının olduğunu açık biçimde görüyorum ve bu gözlemimi sizlerle paylaşmayı gerektirecek kadar önemli buluyorum... Örnek vermek gerekirse: Genç hedef kitleyi bankaya yönlendirmek için yapılan bir kampanya, benim anladığım kadarıyla 70'leri-80'leri anlatıyor. Hatta, 60'ları-50'leri... Parende atan, lolipop yalayan kızlar, hulahop çeviriyor, merdiven tırabzanlarından kayıp bankaya gidiyorlar. Bu reklâmın tüketimi arttırmak amacı da olabilir, tartışmak niyetinde değilim; ama en önemli işlevi Tarihi dönüştürmektir bence. Yeniden yazmaktır, çarpıtmaktır, tahrif etmektir (artık siz hangisini beğenirseniz o kelimeyi kullanın).

80'li yıllarda (50'lerde, 60'larda ve 70'lerde de) bu ülkede insanlar ölüyordu, işkence vardı, karaborsa vardı, darbe vardı, insanları üniversitelerden sürüyorlardı. Yalnızca ip atlayan ve parende atan kızlar yoktu. Dolayısıyla, yakın zamanlarda izlediğiniz (özellikle çok büyük prodüksiyonlu) önemli reklâmlara baktığınız zaman; bunların bir işlevlerinin de esasen tarihi dönüştürmek olduğunu daha açık görürsünüz. Bunu başarırsanız, bugünü ve daha da önemlisi yarını da dönüştürürsünüz. Telefon reklâmındaki kızın dolaştığı Anadolu bizim bildiğimiz Anadolu mu? Ford minibüs reklâmlarında gördüğümüz kadar bereketli ve yeşil mi ortalık? Balıklar ve inekler besili, köylüler mutlu mu, kamyoncular hep gülen gözlerle, atın sırtına vurur gibi sevecen şaplaklar mı indiriyorlar kamyonlarına? (ne büyük yaratıcılık değil mi; breh breh...) Hayır. Bakınız televizyonlarda yayınlanan ve en uzunu bir dakika süren bu benzin, banka, otomobil, deterjan, kolalı içecek propaganda filmlerine o filmlerin Tarihi dönüştürdüklerini açıkça göreceksiniz. (Elbette tüketimi de pompalamak istemektedirler, bunun aksini savunmuyorum ve bu özellik önemli bile değil geldiğimiz noktada...)

Bir önceki paragrafın son cümlesinde reklâm filmi yerine 'propaganda filmi' tanımlamasını kullandım ve altını çizdim. Bir reklâm filmini bu şekilde tanımlayabilir miyiz peki? Evet, yapabiliriz. Yazımın ilk başında belgeselin propaganda filmi olduğunu söylemiştim. O zaman benim yaklaşımıma göre reklâm filmi ve belgesel propaganda filmlerinin iki ayrı versiyonu oluyor. Buradan ileriye bir adım atarsak 'reklâm=belgesel' oluyor. Evet, gayet tabii! Bundan doğal bir şey olabilir mi?

Günümüz insanının algı sınırı, vakti kullanma biçimi, anlama kapasitesi, sabrı ve benzeri özellikleri göz önünde bulundurularak 30 saniye veya 1 dakikaya indirilmiş belgeseller üretiliyor. Biz de onları daha yaygın kullanılan adlarıyla 'reklâmlar' olarak izliyoruz. Lene Reifenstahl ya da Flaherty dönemleri geride kaldı. Günümüzün çok kısa belgesellerini; devlet, ulusal ve çokuluslu şirketler bu yeni formatta üretip izletiyorlar. Bunların kısa olmalarının sayılamayacak kadar faydası var. Fayda bize değil tabii, propagandayı gerçekleştirenlere... (Ancak bu 'kısalık ve kısalığın işlevsel önemi' konusu bir başka yazının konusu olabilir. Böyle bir formatın tercihi zamansızlıktan veya televizyon reklâm kuşaklarının pahalılığından kaynaklanmıyor; bu, propagandanın etkinliğini arttıran çok bilinçli bir tercihtir...)

Bu propaganda filmleri, resimleri, metinleri veya logoları: Bilboard'lardan, radyolardan, televizyonlardan, sanal ortamlardan, sinemalardan, spor takımlarının formalarından, ünlü insanların şapkalarından, binaların cephelerinden, çakmaklardan, otobüs koltuklarının baş dayanan yerlerinden, tren ve uçak biletlerinden, köfte satan lokantalardan, dondurmacılardan, spor sahalarının zemininden, denizlerin altından ve gökyüzünden fışkırıyor... O kaba, o acımasız, o saldırgan, o bıktırıncaya kadar tekrar eden ve gene tekrar eden ve ardından gene tekrar eden yapılarıyla... Yalnızca kelimelerimizi, dilimizi, söylemek istediğimiz her şeyi elimizden almakla kalmıyor; bütün anlamlı görüntüleri aynı amaçla 'kötüye kullanılmış' tek bir plastik öğe ve anlayışa dönüştürmekle kalmıyor; çekirgelerin bir tarlayı talanını andırır bir tüketim ideolojisini yüceltip benimsetmeye çalışmakla kalmıyor; tarihi de dönüştürüyor. Dolayısıyla, yarını da...

Bakın aslında bazı üçüncü dünya ülkelerinde şu sıralarda bir de ne oluyor. Şu oluyor: Bu çılgın tüketim kültürünün gelişiminde en büyük paya sahip olduğunu savunan reklâm(cı)lar; eğer bu savları doğruysa dünyanın ekolojik anlamda yok oluşunun önemli sorumlularından biridirler. (Bu, tamamen reklâmcıların kendi bakış açılarının mantıklı sonucu olarak oluşan bir çıkarımdır...)

Dünya çevresel olarak bir yok oluşa giderken ve gelir dağılımı sürekli bozulurken; Türkiye gibi geri kalmış (az gelişmiş, gelişmekte olan, AB'ne aday v.s.) bir ülkede, bir an gelir ki devlet ya da özel sektör 'sosyal reklâm' denen şeye de (bu da bir başka yazı konusu) bütçe ayırır. Bu bütçe ayırma anını, örneğin arabanızın camını silmeye çalışan çocukların kocaman bir kayayı Taksim'de lüks otomobilin camına patlatma günü belirler. Yani açlığın, işsizliğin, gelir dağılımındaki adaletsizliğin, yani şiddetin, cici çocuklara temas ettiği an belirler, bu bütçe ayırma mevzuunu.

Ve bu bütçe ayırıldığı an ne olur biliyor musunuz? O güne kadar bu tüketim ve hizmet propaganda filmlerini üreterek; az veya çok, dolaylı ya da direk, bu çevresel ve ahlaki yozlaşmanın ve çöküşün ve bu tüketim çılgınlığının hazırlayıcılarından önemli biri olan reklâm şirketleri, (belgesel şirketleri, propaganda filmi üreten şirketler v.s.)  bu 'sosyal reklâm' üretme işine de soyunurlar...

Bütün bu absürd gidişatın, ciddi olarak tartışılması gerekiyor diye düşünüyorum...



Kaynak : www.teksatir.com.tr

Diğer Köşe Yazıları
>> Kadın ve Siyasal Yaşama Katılım - Prof. Dr. Aysel Ekşi
>> Trafik Canavarı İçimizde! -  Atilla Atakan / Gazeteci / Yazar
>> Dünya Sadece Dönmüyor... -  Ümit Denizer
>> Televizyon Haberleri Sıkıcı Olmamalıdır! -  Atilla Atakan / Gazeteci / Yazar
>> Sabah Düşünceleri -  Ümit Denizer
>> 'Sadri Alışık Tiyatrosu'nun Tiyatroya Bakış Açısı -  Kerem Alışık / Sanatçı
>> Kent ve Kadın -  Yaşar Seyman / Sendikacı / Yazar
>> Piri Reis Haritası -  Atilla Atakan / Gazeteci / Yazar
>> Yoksunluk... - Yaşar Seyman / Sendikacı / Yazar
>> Boğaz'ın Kendinden Büyük Şirin Bebeği - 3 -  Şükrü Öksüz
>> Boğaz'ın Kendinden Büyük Şirin Bebeği - 2 -  Şükrü Öksüz
>> Boğaz'ın Kendinden Büyük Şirin Bebeği - 1 -  Şükrü Öksüz
>> Dilimiz Kuşatma Altında! - Deniz Banoğlu / Gazeteci / Yazar
>> Türkiye'de Kadın Üniversitesi - Prof. Dr. Tuncay Ozgünen / Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi-Fizyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi
>> Kadın Besteciler Artık Gölgede Değil - Evin İlyasoğlu
>> Yüzyılın Deneyi ve Maymunlar - Serkan Anılır / Japon Uzay Havacılık Dairesi (JAXA) Teknoloji Geliştirme Grup Başkanı, Tokyo Üniversitesi
>> Biraz da Basketbol Konuşalım... - Barış Kaçar
>> Küçük Müjdeler, Mutlu Hayaller, Pembe Gelecekler! - Duransel Doğan
>> İnsan, Hiç Önemli Olmadı Bizim İçin! - Sadettin Ateş
>> Meslek Lisesi, Memleket Meselesi... - Hilmi Develi / TOSYÖV Yönetim Kurulu Başkanı
>> Tempolu Bir İnsanın Günleri Kısa Ama Ömrü Uzun Olur... Hayatı Ertelemeyin... Emekliliği de Dolu Dolu Yaşayın... - Can Kıraç
>> Öğretmen yetiştirmeden okul açmak,eğitimi yozlaştırır. Bundan tüm ülke zarar görür. - Latif Mutlu

Copyright © 2008 AkılFikir. Tüm Hakları Saklıdır.
HAKKIMIZDA        ÜYELİK SÖZLEŞMESİ        S.S.S.        ÜYELİK        İLETİŞİM